AJANS YALOVA
Yalova'ya dair herşey!

İNCE NE YAPAMAMIŞTI? İMAMOĞLU NASIL YAPTI? BİNALİ NEDEN KAZANAMADI?

Uzzzuuuuun zamandır hasretle beklediğim bir şey yapıyorum şu an…

Kazandığımız bir seçimden sonra analiz…

Hala bir rüyada gibiyim. Hala kendime çimdik atıp atıp duruyorum, gülümsememi bir türlü engelleyemiyorum 7 gündür…

Aslında bir süre daha, gözlerimi kapatıp bugünlerin keyfini çıkarmak istiyorum sadece…

Ama madem haddimi aşıp bişeyler karalamayı üzerime vazife edinmişim…

Bu seçimle ilgili gözlemlerimi,düşüncelerimi sizlere aktarmam gerektiğini de biliyorum…

Sadece şunun için eksiğimi görmezden gelmenizi isteyebilirim sizden…

Kazandığımız bir seçimden sonra ilk defa seçim analizi yapacağım.

Yani hatam olursa şimdiden söylim, acemiliğime verip bağışlayın beni…

Tabii ki, seçim akşamından beri birçok televizyon ve gazetede her iki taraftan bakanların, analizlerini, yorumlarını dinlediniz…

Ben sahada gördüklerimden yola çıkarak, Erdoğan faktörünü göz önünde bulundurarak ve ilk direnç noktamız İnce’nin durumunu da hesaba katarak, başka bir açıdan düşündüklerimi anlatmaya çalışacağım sizlere…

Ne Suriyeli mülteciler, ne ekonomik kriz, ne iktidar yıpranması, ne yaşam tarzı kaygısı ve ne de haksız seçim iptalinin etkisi konularına girmeyeceğim.

Çünkü!!! İnsan öyle bir mahluk ki birçok kez kendi başına gelen olumsuzlukları bile anlamak istediği gibi anlayıp ona göre tavır alabiliyor…

Bu nedenle aslında her biri başlı başına bir seçim kazandırabilecek bu maddelerin BİLAL’e anlatılır gibi anlatılması idi asıl önemli olan…

Yine belki de bir o kadar önemli bir kaç nokta daha vardı…

O da sokakta var olmak, çalmadık kapı bırakmamak ve sandığa sahip çıkmak…

Ve diyebilirim ki aslında birbiri ile direkt orantılı bu  çalışmaları mükemmel organize etmişti…

Canan KAFTANCIOĞLU…

Sözün kısası, Akape açısından bakıldığında seçimi kaybettiren iktidarın hataları ve Binali YILDIRIM’ın yetersizliği değildi.

Ve CHP tarafından bakıldığında ise seçimi kazandıran Ekrem İMAMOĞLU’nun müthiş karizması ve dürüstlüğü de değildi…

Kadrosun da eski deyimiyle bir “Komitacı” bulunduran taraf kazanacaktı bu seçimi.

Şükürler olsun ki bu sefer o komitacı bizim taraftaydı…

İmamoğlu meydanlara çıktıktan sonra kamuoyunun birçok özelliğini İnce’ye benzetmesi, İnce’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra bu iktidarın yıkılabileceği düşüncesini, umutsuz yığınların dimağına yerleştirmesinden kaynaklanıyordu…

Şu son günlerde vefasız görünmek istemeyen sol tarafın!!!

İnce’nin hakkını teslim etmek için birbiriyle yarışması ise her zaman olduğu gibi yanlış analiz yapan tatlı su solcularının, İnce’ye miadının dolduğunu üzmeden söyleme çabasından başka bişey değildir…

Onların söyleyemediğini ben söyleyeyim en iyisi…

İnce İstanbul’a aday olsaydı kaybederdi…

İnce Ankara’ya aday olsa yine kaybederdi..

Hatta daha da ileri götüreyim!

İnce İzmir’e aday gösterilse bile kaybederdi…

Halbuki benimle beraber herkes bilir ki…

İnce, İmamoğlu’ndan daha samimidir.

İnce daha sosyal demokrattır.

İnce daha iyi bir hatiptir.

İnce’nin de akçeli işlerde adı yoktur yani o da temizdir.

Ve kuşkusuz İnce de halk adamıdır…

İnce’nin en büyük eksiği sevk ve idare idi ve hafife almayın sakın, bu etken başlı başına seçim kazandıran ya da kaybettiren bir etkendir…

Tanır mısınız bilmem; 15 Temmuz gecesi oğlu ile beraber katledilen ve Erdoğan’ın cenazesine katılıp kaybına gerçekten çok  üzüldüğü Erol Olçuk, Akape’nin seçim organizatörü idi…

O işinin başında iken her seçimde çok iyi organize olan iktidar bile onun vefatından sonraki seçimlerde yalpalamaya başlamış ve birazdan anlatacağım örneklerle bu yalpalama İstanbul seçimleri ile zirve yapmıştır…

Bahsettiğim sevk ve idare yani organizasyon eksikliği sadece İnce’ye has bir özellik değildi…

İmamoğlu bu yönden belki de İnce’den daha eksikti.

Amaaaa işte tam da burada, denkleme Kaftancıoğlu faktörü eklendi …

İnce konusuna tekrar döneceğim ama çalışmalarım esnasında gözlemlediğim küçük ama sonuç üzerinde çok büyük etkileri olduğuna inandığım birkaç ayrıntıyı yazarsam meseleyi biraz daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum…

İstanbul sokaklarında dolaşırken her mahallede, bakın dikkat edin lütfen, ilçe demiyorum her mahallede o mahallelerin görünür meydanlarına örneğin Gaziosmanpaşa’nın 500 Evler Mahallesi’ne afişler asmış CHP il örgütü. “500 Evler Mahallesi’nde  984 kişi oy Kullanmadı” türünde afişlerdi bunlar.

Afişte İmamoğlu’nun karakalem portresi ve CHP parti sembolü alelade bir yerlere iliştirilmişti. Yani mesaj ön plana çıkarılıp, mesajı veren ise bilinçaltına işlenmişti ustaca…

Sadece bu bile günde en az 1 kere o afişin önünden geçen bir seçmenin sandığa gitmesine ve hatta gitmeyen tanıdıklarını da ikna etmeye çalışmasına, müthiş bir motivasyon kaynağı idi…

Alelade görünse bile afişin üzerindeki resim ve parti logosu tam da istenildiği gibi seçmenin bilinçaltına işledi…

İstanbul’un her mahallesini baştan aşağı donatan o afişlerde hiçbir vaat yoktu, proje yoktu, iktidardan şikayet yoktu.

Ciddi ciddi bir tespit yapılmış ve rakamlarla belgelenerek halka sunulmuştu sadece.

Ve ister inanın ister inanmayın halk nihayet anladı işte sonuç ortada…

Binali YILDIRIM ise zaten düşük profilli olduğu bizzat Erdoğan tarafından onaylanmış bir adaydı…

Ama arkasında 17 yıldır seçim kazanan bir teşkilat ile girecekti seçime…

Ve gördük ki artık sadece etiket sahibi olmak isteyenlerin istilasına uğrayan bir teşkilat var karşımızda…

Seçim günü sabah saatlerinde sosyal medya hesabımdan paylaşmıştım, takip edenler görmüştür belki ama yine belirtmeliyim ki…

Akape’nin zaten dünyalık peşinde olanlarla dolu teşkilatı bile inanmamış ne seçimin iptal gerekçelerine ne de düşük profilli belediye başkan adayına…

O yüzden gelmediler görevlerine…

CHP müşahidi olarak görevli olduğum okulun 22 sandığının yarısında bile organize olmadılar…

Sandık kurulu üyelerini ve müşahitlerini seçim bitene kadar tamamlayamadılar…

Sokakta yoklardı zaten, sandıkta da olamadılar…

Birkaç tane yobaz ve şiddet fetişistinden hariç kimsecikler yoktu…

Hatta o kadar acınacak duruma düştüler ki.

Bir ara sokakta oyun oynayan 14-15 yaşındaki çocukları toplayıp birer sandviç ve gazlı içecek karşılığında sandıklara müşahit olarak göndermeye kalktılar ki bu iflaslarının itirafı idi adeta…

Tabii ki bu girişimleri de seçmen yaşını doldurmadıkları gerekçesi ile bizim yaptığımız itirazlarla sonuçsuz kalınca sandık sonuçlarını toplamakta bile yetersiz kaldılar…

Bizim tarafta ise “Komitacı Canan”

Öyle muhteşem bir organizasyon yapmıştı ki bırakın sandığı manipüle etmek 3 metreden fazla yaklaşma fırsatı bile verilmedi kimseye…

Her sandığın üyesi ve müşahidi Saat 6:30’da görev yerinde hazırdı. Her koridorda ikişer tane yedek müşahit, her bina için 3 sorumlu, her okul için 4 avukat…

Mahalle, ilçe ve en nihayetinde il geneli için kurulan Whatsapp grupları sayesinde anlık bilgi akışı…

Bir saniye içinde İstanbul’un en ücra köşesinde olan biten herşeyi haber alabiliyorduk mesela.

Yanlış anlamayın sakın, bu anlattığım organizasyonu CHP’nin %83 oy aldığı Beşiktaş’ta görmedim ben…

Akape’nin oy deposu Fatih’te görevliydim. Orada gördüm, gerisini siz varın düşünün yani.

Mesela gün içinde Fatih’in başka bir okulunda kavga çıkarmaya çalışan iktidar değnekçilerine karşı eğer sayıca az kalınmışsa o okula en yakın 3-5 okuldaki fazladan görevliler Whatsapp grubundan yardıma çağırılıyordu…

Bir anda kendilerinden 3-5 kat kadar fazla insanı karşılarında gören şiddet çığırtkanları, kaçacak delik arıyordu tam manası ile…

O yüzden böylesine önemli ve gergin bir seçimde bile İstanbul’da hiçbir sandıkta olay yaşanmadı, yaşanmasına fırsat dahi verilmedi…

Bütün bu organizasyona karşılık, İstanbul’a mitil atmayı sadece arabalarla gövde gösterisi yapmak sanan Arkabahçeli’nin MHP’si de gelmedi sandığa, hemen hemen hiç temsilcileri yoktu ortalıkta.

Ama İYİ PARTİ, SAADET PARTİSİ ve HDP’nin temsilcileri sayıca az olmalarına karşın İl Başkanlıkları düzeyinde hazırlanan planlamaya harfiyen uyup görevlerini layıkıyla yaptılar…

Bunlar işin seçim günü olan kısmı idi…

Öte taraftan her mahallede oy kullanmayan seçmenler tespit edildiği gibi yaş grupları ve memleketleri hakkında da bilgiler elde edilmişti…

Bir sokağa giriyorsak mesela, o sokakta hangi apartmanda, hangi dairede kimlerin sandığa gitmediğini, hangi evde kaç genç seçmen olduğunu ve orada oturanların nereli olduğunu bilerek gidiyorduk kapılara…

Bazen ilk defa oy kullanacak bir seçmenin karşısına gençlik kollarımızdan kardeşlerimiz çıkıyordu. Bazen de bir önceki seçimde oy kullanmadığını bildiğimiz bir seçmenin karşısına tecrübelilerimiz çıkıyordu ikna etmek için…

Hangi yörenin kahvehanesi varsa orada, o yörenin milletvekili anında bitiveriyordu yanımızda..

Bütün bu organizasyonun tek sahibi ise belli idi…

Anlatmaya çalıştığım bu aslında…

İmamoğlu dahil hiç kimse karışmadı Kaftancıoğlu’nun işine ve Kaftancıoğlu bir yandan 30 bin sandık için 200 bin insanı mobilize ederek ve bir yandan da saha çalışmasını mükemmel organize edip kapılarda doldurduğumuz binlerce görüşme formunu iyi okuyup, iyi tahlil ederek bu sonucun baş mimarı oldu…

Akape ve Binali ise sadece iş başvurularında bulunurken referans olması için partiye üye olan yalaka güruhla, gerçekten kendilerine fedai olabilecek dava emekçisi üyelerini bile ayırt edemediler Kibirden sebep…

Hatta o aşağılıkları safiyene duyguları ile AK PARTİ’ye üye olmuş vatandaşlardan çoğu zaman üstün tuttular gafletten sebep…

Eee ,şimdi İnce’ye neden laf ettin ki, diyeceksiniz haklı olarak…

Umudumuzdu çünkü,

Dayanağımızdı,

Kızgınım ben ona…

İki tane Kurultay’da hepimizin duygularına tercüman olurcasına eleştirdiği bu yönetim zihniyetinin, hiçbir organizasyona fırsat vermeyecek kadar kısa bir sürede açıkladığı cumhurbaşkanlığı adaylığına talip olmayacaktı mesela…

Olduysa da Genel Merkez’den görevlendirilen Engin Altay gibi, bence 3 koyun bile teslim edilmemesi gereken bir beceriksizin, uyku ve yemek saatlerine varana kadar düzenlemesine fırsat vermeyecekti…

Ekibim dediği 20-30 kişiden oluşan küçük bir grubun kendisi ile halkı arasına duvar örmesine müsaade etmeyecekti…

Kendisini öne atan Kılıçdaroğlu’nu her yere peşinden sürüklemeliydi.

Hatta bazen gidilen illerde Kılıçdaroğlu sahnede konuşurken kendisi o il örgütü ile hemhal olup seçim günü organizasyonlarını düzenleyecekti…

Gerekirse 100 bin imza ile aday olmayı göze alıp, 2. Kurultayda söylediği gibi “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının şimdiden belli olması gerekmektedir” eleştirisine uygun davranarak, kurultayın ertesi günü adaylığını açıklayıp zaman problemini bertaraf edecekti…

Partinin seçim takip sisteminin ne kadar yetersiz olduğunu en iyi bilenlerden olduğu için, gerekirse gittiği her ilde sandık organizasyona zaman ayırıp miting yapmayıp, gerekiyorsa salon toplantıları ile durumu idare edecekti…

Engin Altay’ın kifayetsizliği sonucu, bir gün içine sıkıştırılan 2-3 mitinge çıkarak, gündemi yakalayamadığı için sürekli kendini tekrar eden konuşmalar yapmayacaktı…

Daha çok hata sayabilirim ama caktı, cekti, cıkdı’lı cümleler hiçbir zaman çare değildir hiçbir yaraya…

Bir yanda iptal edilen seçimlerde bile sabahlara kadar seçmenine ve örgütüne mesajlar atıp motive edecek kadar elindeki verilerden emin bir Belediye Başkan Adayı…

Öbür yanda elinde hiçbir veri olmadığı için gece saat 11 sularında bir gazeteciye “Adam Kazandı” mesajı atan bir Cumhurbaşkanı Adayı…

CHP’nin son iki seçimde vatandaşın önüne getirdiği iki aday arasındaki en önemli fark bu olsa gerek…

Tabii CHP’nin parti olarak, bu farklılığın oluşması üzerindeki etkisi, ayrıca göz önünde bulundurulması gereken başka bir konudur…

Ölümden başka her şeye çare vardır, yazımın başında da belirttiğim gibi direnç noktamız olan İnce’nin tekrar önümüzde yürümesi benim için kabul edilemez değildir…

Bunun için hala elinde imkan varken, doğru bir planlama ve projeksiyonları oluşturmak hiç zor değildir…

Zira yukarıda da saydığım üzere gerekli vasıfların hepsi kendisinde fazlasıyla vardır, atılacak doğru adımlar ve iyi hazırlıklarla İnce önderliğinde iktidarın yenilmesi, İstanbul örneğinde de gördüğümüz üzere ZOR ama imkansız değildir…

Bunu söylüyorum çünkü gelinen noktada herkes, CHP’nin İstanbul’u aldığını, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına kadar uzanacak bir yolun kapısını araladığını düşünüyor…

Ben İstanbul’u Kaftancıoğlu’na yani organizasyon aklına sahip olan tarafın aldığına inanıyorum…

İmamoğlu’nun Belediye Başkanlığı görevinde kendini ispatlayıp “Tüm Türkiye halklarını kucaklayacağız” söylemini pratiğe döktüğü zaman Cumhurbaşkanı Adayı olarak görmek ve bu uğurda emek sarfetmek de benim için kabul edilemez değildir…

Tabii bu arada; aday yapılırsa bazen Erdoğan’ı andıran tavırlarını törpülemesi gerekeceği aşikardır…

Zira İmamoğlu’nun yeni seçildiği görevde kendini ispatlamadan böyle bir makama aday gösterilmesinin doğru olmayacağı fikrini savunanlardanım…

Erdoğan’ın şuan içeride ve dışarıda içinde bulunduğu sıkışıklık durumu devam ederse ki kişisel kanaatim devam edeceği yönündedir…

24 Haziran baskın seçimlerinde olduğu gibi erken seçim seçeneği herkes için uygun bir çıkış olarak gündeme gelecektir…

Bu nedenle, henüz rüşdünü ispat etme fırsatı bulamamış bir İmamoğlu, yerine hatalarından ders almış bir İnce, her an hazır olmalıdır…

Yazı gerçekten çok uzadı bu sefer…

Çünkü İstanbul çok büyüktü, İstanbul seçimi çok yönlüydü ve sonucunda herşey çok güzel oldu…

İstanbul seçimleri konusuna, daha epey zaman ve daha bir çok yazımda değinmem gerekeceğinden adım gibi eminim…

Yazımın başında affınıza sığınmak için mazeretimi sunmuştum zaten ilk kez kazanılmış bir seçimden sonra analiz yaptım…

Yılların alışkanlığı işte,  kaybedilen son seçimden dem vuramadan edemedim…

Ve sözün sonunda, yine hiçbir yaraya iyi gelmeyeceğini adım gibi biliyor olsam da…

Ömrümünün baharında kaza kurşunu ile inanabiliyor musunuz kaza kurşunu ile hem de teskeresine 5 gün kala şehit düşen Yalovalı kardeşimiz Muhammed İslam ALTUĞ’a Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum…

Selam ve Saygı ile…

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.