AJANS YALOVA
Yalova'ya dair herşey!

ZİHNİYET MESELESİ…

Henüz 1.Dünya Savaşının Osmanlı Ordusu’nda alelade bir subayken katıldığı Çanakkale Kara Savaşları’nda Savaşın kaderini değiştiren genç Mustafa Kemal’in o çatışmalar sırasında askerlerine bir seslenişi ile başlayayım bu defa…

“Ben size taarruz emretmiyorum ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar gelebilir.”

Bir davaya inanmak…
Daha nasıl anlatılabilirdi ki…
Bir mücadelenin kutsiyetine teslim olmak…
Daha nasıl bu kadar bariz gösterilebilirdi ki…

Yalova Üniversitesi Öğretim Görevlisi’nin “Misyar Nikahı ile Mut’a Nikahı arasındaki farkı açıklama” videosu ortalığa düştükten sonra…

Kesin kararımı vermiş oldum…

Ben de kendimce bir mücadele veriyorum çünkü…

Çanakkale kadar destansı olamaz tabi ve orada savaşanlarınki kadar acıyla yoğurulmamıştır elbet…

Ama ben de ölünceye kadar geçecek sürede yerime gelecek zinde kuvvetlerin zafer kazanacağına olan inancımla devam edeceğim bu mücadeleye…

Kadına, çocuğa ve doğaya düşmanlığın olmadığı, siyasetin sadece ve sadece insana hizmet için yapıldığı bir ülke hayalimle beraber…

O ülke ki daha imam nikahı mı yoksa resmi nikah mı meselesini dahi çözememişken, bir de dini nikahlardan hangisinin hangi hallerde uygulanması gerektiği ile meşgul olabiliyor enteresan bi şekilde…

Hiç duydunuz mu bilmem ama muhafazakar geçinen ama hiçbir israftan geri kalmayan İslamik jet setinde “Altın’a endeksli İmam nikahı Mehir’inde” senet dönemi başlamış…

Erkek tarafı, kız tarafına 5’er ,10’ar kilo altın ibareli senet imzalıyormuş…

Ne diyelim HAYIRLI VE BEREKETLİ alış-verişler olsun inşallah…

Bu senet teminatlı evliliklerden doğan çocuklarda tüm İslam alemine ve ümmeti Muhammede faydalı birer birey olsun bi-iznillah…

Eeee ne yapsınlar; altın fiyatları böylesine uçunca, ekonominin neden bu kadar bozulduğunu halka anlatmak yerine dinde de her duruma pratik çözümler getirmek mecburiyetinde kalmışlar demek ki…

İki insan tipi var bu dünyada…

Biri; dünyayı ve etrafındaki her şeyi sadece kendi ihtiyaç, ihtiras ve egolarına hizmet edecek şekilde görür ve eğer tek bir değişken dahi kendi çıkarları ile uyuşmuyorsa o değişkeni şekillendirmeye çalışır, şekillendiremiyorsa ortadan kaldırır…

İkinci insan tipi ise evrensel doğruları,erdem ve olgunlukla yorumlayıp, öyle devam etmeye çalışır hayatına…

Ben ikinci tip insanlardanım diyemiyorum henüz ama şundan kesinlikle eminim ki birinci tiptekilere karşıyım…

Şahsiyetlerine değil, zihniyetlerine karşıyım ben…

“Erkeğin işinin olduğu her yerde bir dişisi olması gerekir” pratiği ile MİS-YAR nikahını açıklayan…,

Kendi bastırılmış sapıklığını, MİS gibi YAR’lara sahip olabilmemiz için Allah bize kolaylık sağlamış demogojisi ile gizlemeye çalışan ve ne yazık ki YALOVA Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi olan Ebubekir SİFİL gibi sefilleri, 1001 odalı sarayından izlerken kıs kıs gülenlerin zihniyetine karşıyım…

Çünkü devletin televizyonunu bırakıp özel teşebbüs televizyonlardan bile sadece etek boyu nedeni ile spiker kovduran, kadın avukatın üzerindeki kıyafet nedeni ile hem de mahkeme salonunda azarlanmasına göz yuman ama Fesli Deli, Hamile Kadın düşmanı Ömer Tuğrul İnançer ve daha nicelerinin çarpık hezeyanlarını milyonlara rahatça aktarabilmesi için mantar gibi çoğalan yandaş medya kanallarına ruhsat veren, bu müptezellere devlet televizyonunda kadrolu konuk olarak yer veren, sonra da aklımızla alay edercesine bu sapıkların söylediklerine “ifade özgürlüğüdür bu” diye kılıf hazırlayan bir zihniyettir mücadele etmeye çalıştığım…

Benim esas merak ettiğim, böyle bir açıklama yapmak hangi ihtiyaç üzerine hasıl oldu acaba…

Hani bizim ülkemiz, ne bileyim bi Rusya kadar büyük değil ki…

En doğu ucu ile en batı ucu arası uçakla 2 saat…

Kimin nerede ne işi varsa sabah çıkar evinden istediği işi halleder akşam da döner çoluğu çocuğu ile oturabilir yani kime lazım ki bu fetva veya açıklama.

Toplumumuzun hangi katmanı ülkenin ayrı ayrı şehirlerinde ev açıp edindiği farklı farklı ailelerini geçindirebilecek kadar zengin…

Bilmem yeterince açık anlatabildim 1.Tip insanın yaşadığı ülkeyi nasıl şekillendirmeye çalıştığını…

Zihniyet meselesidir bu…

Bir toplumun zihniyeti üzerinde istediğin şekilde değişiklik yapmayı başarırsan o toplumu artık neye istersen oraya kanalize edersin…

Son örnekte de gördüğümüz üzere sen “eğer mali durumun iyiyse ve gücün yetiyorsa memleketin her köşesinde dinimizin getirdiği kolaylıklarla birçok aile kurar gül gibi geçinir gidersin” düşüncesini bir milletin erkeklerinin zihniyetine yerleştirirsen…

Onlar sana Emeviye Camii’sinde namaz kıldıracak kadar hayal de kurdururlar, İstanbul’un ortasına çukur kazdıracak kadar çılgın projeler de hazırlatırlar…

Sorun yapılanlar olduğunda iktidarı ve hakim zihniyeti…

Yapılamayanlar olduğunda ise muhalif ve eksik zihniyeti anlatmak gerekir bence…

O yüzden bazen, 18 yaşıma bastığım ilk gün, gidip üye kaydı yaptırdığım partimin eksiklerini ( beklentim ve ümidim büyük olduğu için ) biraz fazla eleştiriyorum…

Çünkü;

O tarafa bir bakıyorum kendi sapık düşünceli provakatörlerine ve yalaka sanatçılarına nasıl alan açıp nasıl destek veriyorlarsa…

Bu taraftakiler, hür iradeli ve sözünü sakınmayan ve hatta sırf bu yüzden hedef haline gelen sorumluluk sahibi bilim insanlarına ve sanatçılarına bir o kadar sırtlarını dönüyorlar…

Her zaman söylemişimdir;

Benim En büyük korkum;

Bugün yanında yürüdüğüm insanların, yarın iktidarı kazanırlarsa bugün mücadele ettiklerim kadar ilkesiz olduklarına tanık olmak…

Sayın Zat-ı Yoldaşlarım!!!

Yandaşı ihya etmek için yapılan yollar,binalar,köprüler ve havaalanları değil,

Araplara peşkeş çekilmek için açılan kanallar değil, muhalefet etmemiz gereken…

Bunlara muhalefet edersiniz, hatta işin yargı tarafında vicdanlı bi hakime denk gelip bazen yürütmeyi durdurma kararı da aldırabilirsiniz ve bazen yerel seçimleri de kazanabilirsiniz ama…

Bozuk bir düşünce yapısını yenemezseniz, hangi mahkemeden almış olunursa olunsun yargı kararları tanınmaz ve uygulanmaz…

Bu zulüm zihniyetini tarihin karanlık sayfalarına gömemezseniz, o zihniyetin kurduğu mekanizma kazandığınız günlük zaferlere aldırış etmeden tüm gücü ile işlemeye devam eder bugün ki gibi…

Ve onları onlar kadar ilkesiz davranarak YENEMEZSİNİZ, ikinci tipten insanlar olmak zorundasınız yani…

2002 yılında bu ülkenin insanları sadece bir şehir efsanesine oy vererek gençliğimi ve ömrümü uzuuuuun bir karanlık çağa mahkum ettiler…

Kimse kusura bakmasın şehir efsanelerinin cazibesi ile oğlumun hayatını başka bir karanlık çağda geçirmesine müsaade edemem ben…

Oyuma talip olan herkese duyurulur…

Bu yazı da sürekli “ben” diyerek sanki kendimi sizlerden soyutlar ve sanki kendimi ayrı ve çok üstün bir kategoride görürmüş gibi ele aldım meseleyi…

Dedim ya; zihniyet meselesi ha beeeeen,ha siz ne farkı var ki?

Selam ve Saygı ile…

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.