AJANS YALOVA
Yalova'ya dair herşey!

MUSİBET

Nasihatin yersizliğinden bahisle musibeti tükenmeyen ülkemizin gündemine 1 ay ara verecektik ya hani…

Siz de bunaldınız, biliyorum ben de ama kayyumlar, Tank Palet Fabrikası satışını protesto etmeye çalışan CHP’nin göremediği ayrıntı ve en nihayet Emine Bulut cinayeti…

1 ayı bile bekleyememe sebep oldu, yazmadan duramadım.

Yazmakla neyi halledebiliyorsam artık…

Kaderin cilvesi mi diyeyim, yoksa tesadüf mü bilemedim; Van, Mardin ve Diyarbakır’a kayyum atandığı gün Mardin’deydim ve Diyarbakır’dan aktarma yaparak dönmek zorundaydım.

Sorumlu bir ebeveyn olarak ülkemiz sınırları içerisinde var olan ve UNESCO tarafından dünya kültür mirası olarak koruma altına alınan güzellikleri gösterip, birçok kültürün tarih boyunca nasıl kardeşçe yaşadığını ve bunun erdemlerini anlatacaktım oğluma.

Ama sabah erkenden Kobra helikopterlerinin alçak uçuşu ile uyanıp, sokağa çıkma yasağı uygulanırsa, dışarı çıkamayacağımız endişesi ile apar topar oradan kaçarcasına ayrılmamızın sebebini anlatamadım ona ve daha uzunca bir sürede anlatamayacağım bunu, onun çocuk hafsalasına, ben bile anlamakta zorlanırken üstelik!

Bir dönem; aldığı her emri ilahi bir görevmiş gibi sorgulamadan yerine getiren Davutoğlu’nun “Açıklarım haaa” restine, “Memleketi ateşe atarsın” karşılığını verenler anlatsın anlatabileceklerse…

İlk kez silahlı bir helikopter gördüm, ilk kez adım başı zırhlı personel taşıyıcılar, özel harekat timleri ve 2 metreye bir gelecek şekilde asılmış Cumhurbaşkanı fotoğrafları gördüm, zafer kazanmış komutan edası ile…

Oysa 1 gün önce geldiğimiz bu şehirde hiçbir yerde çöp görememiştim mesela…

Şehir planı öyle yapılmıştı ki; yapışık olan eski Mardin ve yeni Mardin birbirini göremiyordu…

Ne tarihi doku bozulmuştu Mardin’de ne de o muhteşem manzara…

Kimse İHANET ETMEMİŞTİ BU ŞEHRE, kimse ALDANMAMIŞTI BU ŞEHİRDE ve kimse bu şehrin koyun koyuna imar edilmiş  mabedlerinde ALLAH’TAN AF DİLEMEMİŞTİ YÜZSÜZCE…

Ben bunları düşünürken hayran hayran…

Kaldığımız otelin bir personeli hayranlığıma kulak misafiri kesilmiş olacak ki , “Ahmet Türk haftanın 3-4 günü burada yer akşam yemeğini, sonra gider evine yatar” diyince, gözlerim parladı sevinçten…

Ne güzel olurdu, bu tarihi şehirde, ülkenin en derin yarasının tarihine tanıklık eden biri ile iki kelam etme fırsatı yakalamak…

“Olmazsa yarın gidip makamında da ziyaret edebilirsiniz, kapısı herkese açıktır nasıl olsa, randevu gerekmez zaten” diye ekleyiverince bizim eleman, hayranlığımın değeri kalmamıştı artık kendi gözümde bile…

Nerden bilecektim ki;

Tam da bunları konuştuğumuz sıralarda kayyum kararının tebliğ edildiğini Ahmet Türk’e.

Musibetler böyledir işte en ummadığınız anda gelir başınıza…

O gün kaldığım otelin müdürü, bindiğim taksinin şoförü, minibüs beklerken oturduğum çay ocağında konuşan gençler, Diyarbakır minibüsünde yanıma oturan abla, o bölgede engellenen Facebook ve Twitter’a inat aynı şeyi söylüyordu hep bir ağızdan “Sağ duyulu olacağız, tahriklere kapılmayacağız, şehrimizin zenginliklerini yandaşlarına peşkeş çekmek için yapılan bu zulmü unutmayacağız, İstanbul seçimleri nedeni ile 3 ay ertelenen bu kararı kabul etmeyeceğiz ve geçen seçimde % 56 ile seçtiklerimizi bir daha sefere % 70 ile 80 ile seçip demokratik yollarla arayacağız hakkımızı”

Kaçar gibi çıktım Mardin’den ama Diyarbakır’da da manzara farklı değildi…

Büyükşehir belediyesinin önünden geçen yolumuzu değiştirmek zorunda kaldık protesto gösterileri nedeni ile…

Bizi karşılayan akrabamız, çenesi polis tarafından kırılan arkadaşını hastaneye götürdüğü için geç kaldığını anlatmak istiyordu mahçup bir şekilde…

Oysa dünyanın en güzel kelimelerinden birini söylüyordu farkında olmadan “DİRENECEĞİZ”…

Oğlum içindi herşey ama… Oğlumun o an yanımda bulunmasıydı, DİRENEMEMEYE mazeretim…

Mahçup olan ve olması gereken bendim aslında, UTANDIM…

Serin, Yeşil ve Huzur dolu Yalovamıza döndükten sonra açılan dilimden ve yazmaya başlayan kalemimden utandım…

Yazdım ama yazarak neyi halledebiliyorsam artık…

Gelelim yerli ve milli olmamakla suçlamaktan korktuğu için memlekette meydana gelen musibetler arasından kendince en millisini seçip tepki göstermeye çalışan CHP’nin kör ve sağır  beyin takımına…

Kayyum kararları alındıktan 2 gün sonra, Tank Palet Fabrikası’nın Katarlılara satılmasını protesto etmek için oturma eylemi düzenlediler…

Aslında tam da demokrasi ve sivil iradenin zalimane bir şekilde hiçe sayıldığı şu günlerde eylem yeri olarak Sakarya 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nı seçmeselerdi, bir CHP’li olarak belki torpil geçip eleştirmeye bilirdim ama CHP işte her zaman kendini komik duruma düşürecek bir davranış sergileyebiliyor…

Hadi yine de Altıok’a sevdam ağır bassın da burada keseyim eleştirimi…

Çok üstlerine gitmeyeyim bu defa 17 yıldır sürekli ana muhalefet partisi olarak kalmak böyle ayrıntıların gözden kaçmasına sebep olabiliyormuş diyerek vazgeçeyim çuvaldızı kendime batırmaktan…

Son 2 yıldır Akape’nin Cumhurbaşkanı kendi partisinin Büyükşehir Belediye Başkanları’da dahil olmak üzere memleketin yaklaşık yarı nüfusunun seçtiği insanları kendi istekleri dışında görevden almış…

Halkın tercihine saygısı, kendi istediği dışında bir başkası seçilince o halka hakaret edip tercihini hiçe saymakla sınırlı olan bir zihniyet karşısında 17 yıldır verilen mücadelenin hakkını vermekte gerekir arada bir…

Sağır ve kör CHP yönetimi belki duyacak ümidi ile yazdım işte yine…

Yazmakla neyi halledebiliyorsam artık…

Ve geldik benim için en hassas mevzuya…

Seçme, seçilme hakkı, ifade hürriyeti, eğitim hakkı falan filan, tabii ki her insanın en temel haklarıdır…

Ancak hepsinden önemlisi ve öncelikli olanı YAŞAM HAKKI…

Elbette dünyanın hemen her yerinde hatta gelişmiş ülkelerde bile kadın meta olarak görülmekte, küçüksenmekte ve şiddete maruz kalmakta ve elbette dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın bundan farklı hissetmeyecektik hiçbirimiz…

Fakat binbir türlü musibetle başa çıkmaya çalışırken yalnız ve uzak ülkemde…

KADIN, katledilince hem de öyle böyle değil çocuğunun,gözleri önünde, dayanamıyor işte yazıyor insan…

Hiç öldürülen bir KADIN ile empati yaptınız mı bilmem…

Dayanabilecekseniz siz de yapın bi kere…

Ben bu defa çocuğunun babası tarafından öldürülen bir ANNE ile empati yapmaya çalıştım…

Ve emin olun bir defa değil çok defa ölüyor insan, çocuğunun gözleri önünde ölen bir anne, ölmeye değil evladının buna şahit olmasına üzüldüğü için bin defa ölür, hele de bu ölüme sebep baba ise, çocuğunun böyle bir kadere sahip olduğunu görerek ölmekse, bir annenin on bin kez ölmeyi tercih etmesine sebeptir.

17 senedir memlekette yaşanan hiçbir soruna deva olamadığı gibi var olan her sorunu misli ile büyüten iktidara sesleniyorum izninizle…

Bizler “Bu bayramda da kurbanımızı verdik elhamdüllilah”, darısı şu yaraya derman bulamayanların başına inşallah…

Meramımı doğru şekilde anlatabildim mi bilmiyorum, açıkçası şu son zamanlarda başımıza çöken musibetlerin bende bıraktığı izlere kelime seçmekte bile zorlanıyorum artık.

Uzun lafın kısası bu musibetlerden benim payıma bunlar düşmüştü ve yazıverdim öylece…

Yazmakla neyi halledebiliyorsam artık…

Neyse okuyan herkes kendi payını istediği kadar düşünebilir…

Düşünmekle neyi halledebiliyorsa artık…

Selam ve Saygı ile…

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.