Ajans Yalova
Yalova'ya dair herşey!

KAMBUR

0 267

Seviyorum bu ülkeyi…

Aşı olmak istemiyorsun ama hiçbir kısıtlamaya takılmak istemiyorsan, atıyorsun bi 5000 lira 2 doz Biontech aşısı yaptırmış gibi aşı kaydı oluşturuyorsun.

Bayılıyorum bu ülkeye…

Çocuğun devlet okulunda hiç görmediği 2 dersi doğal olarak başaramayıp sorumlu olarak üst sınıfa geçmiş ise bastırıyorsun 25 bin lirayı özel okula ve farklı 2 dersten anında sınav olup sanki başarmış gibi okumaya devam ediyor çocuk.

Tapıyorum bu ülkeye…

Devletin hastanesine yatacaksın ve yatakta yastık ve nevresim yoksa bi 50 lira ateşleyince 2’şer 2’şer geliyor yastıklar, nevresimler…

Hastayım bu ülkeye…

Üniversite sınavında 2 Milyon öğrenci içinden ilk 3000’e girip KYK yurdu için çekilen kurada 3000 küsürüncü yedek çıkıyorsun ama kendine en yakın Akape ilçe başkanlığına gidip partiye üye olduktan hemen sonra sıra sana geliyor ve asil olarak yurda yerleşiyorsun.

Ne yalan söylim…

Amerika devleti şu an bana vatandaşlık verip maaş bağlasa gitmem.

Dünyada yaşamayı istediğim başka bir ülke hiç olmadı.

Herşeyin bir formülü, her derdin bir dermanı, her kuşun bir süleymanı var çünkü benim ülkemde.

Sen paradan veya torpilden haber ver yeter ki!

Her şeyin bi çaresi bulunur elbet!

Korona salgınının ilk yaşandığı günlerde bir gazetede okumuştum.

Bir kadın sevgilisi ile işbirliği yapıp kronik rahatsızlıkları olan kocasının çorbasına Covid-19 hastası birinin salyasını ilave etmişti.

İnanın!

Açık kalan ağzımı yaklaşık yarım saat kapatamamış dünya cinayetler tarihine böylesine orjinal ve dahiyane bir yöntem ekleyebilen yurttaşımın aklı karşısında şapka çıkarmıştım.

Ve iddia ederek söylüyorum ki bunu benim ülkemin insanından başkası düşünemezdi.

Yurdum insanı her zaman biraz uyanık olmakla övünse de işini diğer ülkelerin vatandaşlarından daha iyi bilmeyi bir üstünlük olarak görse de bir düşünmenizi tavsiye ederim!

Biz ne zaman böyle olduk acaba?

İnsanlığımızın içini nasıl bu kadar boşaltabildik?

“Çuvaldızı kendine iğneyi başkasına” felsefesinden ne zaman vazgeçip, ben veya benden olan yanlış yapmışsa mutlaka bi bildiği vardır ama o veya onlar bilmeden de olsa bi yanlış yapmışsa orda kesin bi hinlik bi hainlik vardır mantığına hangi ara geçtik.

2×2 ‘nin hangi durumda 4, hangi durumda 3 ve hangi durumda 5 ettiğini ne zaman tartışır olduk?

Bütün bunlar ülkede dini siyasete alet ederek oy devşirmenin normalleşmesiyle girdi hayatımıza!

Ve bunun Türk siyasi tarihindeki bütün uygulayıcıları milliyetçi ve muhafazakar partilerdi.

Bütün bu ahlaki çöküşün benim için esas yürek burkan tarafı ise muhalif ve üstün ahlaklı olduğunu iddia ettiğimiz büyüklerimizin bile kendilerini var eden, bütün o güzel değerleri hiç yaşanmamış olarak kabul edip, bu yeni kaideleri hemencecik ve hiç zorlanmadan kabul etmiş olması.

Birçok örnek vermek mümkün ama son seçimlerde elde edilen başarı ile alınan belediyelerde, yapılan işçi kıyımları bu gözlemime en basit örnektir.

Kazanılması için benim de sokak sokak dolaşarak emek sarf ettiğim, İBB’de yönetim değişir değişmez, işten çıkarılan işçilerden tutun da, belediye birimlerinin ittifak üyesi partiler arasında bölüştürüldüğü yönünde aldığım duyumlar sonrası, utanıyor olmamın genel ahlak ve toplum yapısı ile ters düşüp düşmediğini kendi kendime sorgular oldum.

Güvenlik hizmetleri Müdürlüğünün İyi Parti’ye , Park ve Bahçeler Müdürlüğünün Chp’ye , Fen işleri Müdürlüğünün Saadet Partisi’ne verildiğini ve buradaki her türlü işleyişin liyakate, hakka, hukuka göre değil de partiye göre yapıldığını anlatanları dinledikçe niye yüzüm kızarıyor ki?

Yeni Türkiye’de hiç kimse utanılacak hiçbir şey yapamaz ki diyorum ahlaki olmayan her davranış normalleşmedimi yerli ve milli yurdum insanının gözünde?

Kendi adamını işe alıp onun adamını işinden eden bir iktidarı yıllardır seçip onlardan biri gibi görünmek için koştura koştura gidip partilerine üye olmadı mı bizim vatandaşımız!

Bütün bu geçerli sebepleri ne kadar telkin etsem de kendime utanıyorum işte elimde değil.

Kim bilir belki bu utancın tetiklemesi ile ya da Atatürk’ün partisi içinde hala benim gibi utananların çoğunlukta olduğunu umduğumdan anketlerde iktidar partisi hızla oy kaybederken bile Chp’nin oyunun sadece birkaç puan artıyor olmasını anlamlandırmaya çalışıyorum kendimce.

Çıkardığım sonuç kısaca şöyle;

Chp ile sağ ve muhafazakar partiler arasında eşyanın tabiatı gereği olan bir kan uyuşmazlığı zaten var iken ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun, olmuyor işte tutmuyor, yürümüyor!

19 yıldır yakinen görüp şahit olduğumuz üzere, adam kayırma, kendinden olanı her şartta haklı görme, torpil gibi hareket tarzları sağ partilerde adeta gelenek haline gelmişken;

Sağ ve muhafazakar partiler ile solun en büyük temsilcisi konumunda olan bir parti, taaa ezelden beri ne zaman koalisyon ya da ittifak benzeri oluşumlarda yer almışlarsa her zaman zarar gören sol partiler olmuş.

Oy oranları hiçbir zaman tek başına iktidar olmaya yetmediği için en çok oy alan parti olsalar bile her zaman koalisyon ya da ittifakın büyük ortağı ve sürükleyicisi rolünü üstlenmek zorunda kalmışlar.

Dolayısı ile yapılan tüm doğru ama halka o an için menfaat sağlamayan geleceğe yönelik icraatler Chp hanesine eksi yazılırken, milletin o an ki istek ve ihtiyacını yanlış yöntemlerle de olsa karşılayan icraatler sağ ve muhafazakar partilerin hanesine artı olarak yazılmış.

1961 seçimlerinden sonra İsmet Paşa’nın kurduğu hükümetlerden tutun da Ecevit’in mecburiyetten kurduğu koalisyon hükümetlerine kadar hepsinin sonunda en büyük zarar hep sol ve sosyal demokrat partilere olmuş.

Yukarıdaki akıl almaz örneklerle, aslında bu topraklarda yaşayan halkımızın sisteme bakış açısını göstermeye ve kendini bir türlü doğru ifade edemeyen Türk Solu’nun uğradığı zararların, sebeplerini sosyolojik açıdan açıklamaya çalıştım.

Çünkü vatandaş içgüdüsel olarak işine yarayacak bütün kapıları kendilerine yine sağ partilerin açacağını düşünüyor.

Uyanık olmakla övünürüz dedim ya

Uyanığız işte…

Hal böyle olunca CHP geçici bir süre için bile olsa beraber yürümek zorunda kaldığı dostlarının bazı taleplerine ses çıkarmayarak ya da ittifak bozulmasın düşüncesi ile yapılan uygunsuz davranışlara göz yumarak aslında tarihin tekerrür etmesine olanak sağlayıp yine zarar görüyor.

Tabii ki şahsen bu durumu görüp tespit ettiğim için, CHP’den ayrılarak yeni bir parti kuracak değilim.

Tek aday olarak gireceğim genel başkanlık seçimlerinde kendimi üyelerime seçtirerek demokrasicilik oynayacak halim de yok!

E o zaman ne yapılabilir ki diye soracak olanlara ise cevabım basit.

Bu ülkeyi kuran zat-ı muhteşem öyle bi ülke kurmuş ki;

Ülke 10 yıl Demokrat Parti, 20 yıl Adalet Partisi, 10 yıl Anavatan Partisi ve 20 yıldır da Akape kamburunu sırtında taşıdığı halde yıkılmamış.

Beli epey bükülmüş ama yine de yıkılmamış.

Unutmayın!!!

Bu ülkeyi kuran muhteşem kişi CHP’yi de kurmuş!

O yüzden CHP’de , bir kaç senecik sağ ve muhafazakar partiler kamburunu sırtında taşımakla yıkılmaz elbet.

Amaaaa

Tarihten ibret almak onların örnek alınacak bir taraflarının olmadığını bilmek gerçekten KAMBUR olduklarını unutmamak ve ilk fırsatta bu KAMBUR’dan kurtulmak şartı ile…

CHP hiç kimsenin Başbakanlık hayallerini gerçekleştirecek bir dayanak olmamalıdır.

CHP ben Cumhurbaşkanı olacağım diyerek partiden ayrılanlara da ümit olmamalıdır.

CHP doğası gereği sol ve sosyal demokrat değerleri özümsemiş tüm partilerlerle yapılacak büyük bir sol ittifağın taşıyıcı ve büyük partisi olmak dışında kendine başka bir rol aramamalıdır.

Taş yerinde ağırdır!

Selam ve Saygı ile…

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.