Ajans Yalova
Yalova'ya dair herşey!

HELE Bİ SEÇİM GEÇSİN BAKARIZ!

0 104

İyi ve uzlaştıran bir Cumhurbaşkanı veya en azından adayı olmak için güzel duygu ve düşüncelerle dolu olduğuna inandığım Kılıçdaroğlu’nun iç dünyasının bir tezahürü daha düştü gündeme.

İktidar tarafının bu çağrı ile ilgili yaklaşımı tabii ki her zaman olduğu gibi üsttendi.

Vay efendim “Helalleşmek dinimizde iyi bişeymiş” ama…

“Ama’dan öncesi yalandır” derler ya neyse…

Ben de bugün onların “ama”sından sonrasını bir kenara bırakıp, Genel Başkanımın asıl hitap ettiğini düşündüğüm CHP tabanından birisi olarak kendi ama’larımı sıralayacağım.

Sayın Genel Başkanım,

Eminim ki “helalleşmek” dinimizde olmasaydı da iyi bişey olurdu ama Afgan, İran’lı, Irak’lı ve Suriye’li mültecilerden şikayetçi, bezgin ve hatta neredeyse “irrite”durumdayız.

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın oturma izni alan yabancılara, suyu dolar ile satması ve nikah ücretini 100 bin TL yapması da bu irritasyonun pratiğe dönmüş halidir bence.

Dünyaya milliyet ve din penceresinden bakanlar adına konuşamam ama bu defalık o mültecilerle empati yapmaya çalışan bir solcunun gözü ile içinde bulunduğumuz ruh halini özetleyeyim size.

Bi düşünün!

1950’den beri sosyal demokratlar Türkiye’de iktidara gelememiş.

Ve 1970′ lerin başlarında anlamaya başlamışız, sağ iktidarların ülkeyi ne kadar aşağı çektiğini.

Hiçbir zaman!

Kendimizi doğru ifade edecek “bakın öyle değil böyle yönetilir devlet”, diyecek ve en önemlisi, izini takip ettiğimizi her zaman gururla söylediğimiz büyük Atatürk’e olan borcumuzu ödeme fırsatını bir türlü yakalayamamışız.

Bu durumu tam kanıksamış ve dost meclislerinde oturup “ne olacak bu memleketin hali” söylemleri ile konforlu bir şikayetçiliğe tam alıştırmıştık ki kendimizi birisi çıkıp “iki ayyaş” diyerek konforumuzdan etti bizi.

Doğrudur 1950 yılından beri ülkeyi yöneten tüm iktidarlar vatandaşını hiçbir zaman düşünmedi. Ekonomik anlamda kaşıkla verdiklerini hep kepçeyle aldılar insanımızdan.

Rüşvetin, yolsuzluğun, adam kayırmanın yanı sıra milli ve manevi değerler örtüsü altında yandaşı zengin etmenin her türlüsüne şahit olduk.

Demirel’in kardeşi ve ülkücü mafyası, Erbakan’ın şeyhleri, Özal’ın prensleri ve papatyaları, ez cümle  halkın sırtından bugünkü 5’li çete gibi kamburlar hiç eksik olmadı ve olamayacaktı.

Dedim ya alışmıştık, kanıksamıştık artık bu durumları.

Ama hiçbiri, gerçekten ama hiçbiri, bu vatanı var eden ve 70 küsür milleti tek bir çatı altında birleştirme becerisini göstermiş bir büyük değeri böylesine aşağılama hevesine kapılmamıştı.

O herkesin malumu olan gün!!!, ekonomik hiçbir problem yaşamıyor olsak da, yolsuzluklar ve yüzsüzlükler bu kadar gün yüzüne çıkmamış olsa da benim gibi bir avuç insan için asıl niyetin ayan beyan telafuz edildiği gündü.

Ve yerimizde oturup memleketin halinden saaaadece şikayet ederek muhalefet etme devri bitmişti artık şahsen ben, tam da o an karar verdim kapı kapı dolaşmaya.

Her insanın, her milletin veya her kavmin karşı koymak için tetiklendiği bir nokta vardır elbet.

Empatimin gereği olarak mültecileri düşündüğümde uzun yıllar dikta rejimlerinin zulüm çarkları arasında ezilmiş, hiçbir istek ve ihtiyacı önemsenmemiş, hep hor görülmüş, hatta hiç görülmemiş Arap ve Acem halklarının kırılma noktası idi belki Arap baharı.

Yıllar ve yıllar boyunca tüm değerleri ile alay edilen, hor görülen ve aşağılanan halkların son güçleri ile karşı koymaya çalışması idi.

Hiçbiri başarılı olamadı. Libya ve Tunus’ta kaos hakim, Mısırlı mazlumlar, bir diktatörü devirip başka bir diktatörün hegamonyasına boyun eğdiler mecburen. Suriye’yi görüyoruz zaten. İran’ı görmemize bile izin yok, Afganistan ise hallaç pamuğuna döndü…

Onlar için 100 yıl önce Et’i delen bıçak” çoktaaan kemiği de geçmişti artık ve kendi inançlarına göre “Hicret” kaçınılmazdı.

Ne de olsa Peygamber sünneti idi Hicret.

Bu empati ile bakıldığında sadece inançlarına göre hareket eden, ezilmiş birer birey gibi kabul edebiliriz mültecileri.

Fakat Aylan Kurdi’nin Ege kıyılarına vuran cansız bebek bedenini, hiçbir inanç veya mazeretle açıklayamayız ve  bu yolu seçen ebeveynlerinin kolay pes ettiği gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Eğer anlam ifade edecekse bir defa da onlara seslenmiş olayım bu vesile ile.

Sizinle empati yapsam bile yine sizi kabahatli buldum.

Kaçmayacaktınız!!!…

Kalacaktınız ve Aylan bebeğin kendi öz vatanın da özgürce yaşaması için gerekiyorsa ölecektiniz.

Haaa kaçtınızmı? Geldiniz mi?

Hiç kusura bakmayın…

Hoş gelmediniz, sefalar da getirmediniz. Zira sizi getiren zihniyetin, aynen “İki ayyaş” derkenki gibi kendine göre bir toplum, kendine göre bir vatandaş profili yaratmak için sizi yerinizden yurdunuzdan ettiğini ve bir daha geri dönmemeniz için her şeyi yapacağını, yani “asıl” niyetini yine bir tek biz anlıyor ve biliyoruz.

O yüzden suyumuzu dolarla alacaksınız, nikahınızı kıymak için, tıpkı bizim gençlerimizin yaptığı gibi, geleceğinizi ipotek altına almak zorunda da kalacaksınız.

Bizim yaşadığımız ekonomik sıkıntıları siz de yaşayacaksınız.

“40 Milyar dolar harcadık 40 daha harcarız” dediler size biliyorum.

Ama öyle yok artık.

Bitti!

Değirmenin suyu tükendi.

Değil 40, 4 Milyar dolarımız bile yok.

Bu noktada tekrar size döneyim Sayın Genel Başkanım,

Evet!!!

Kaçarak hata yapmış olsalar da mültecilerle helalleşiriz tabii ki!

Ama siz önce bi genelge yayınlar ve tüm Chp’li belediyelerin Bolu Belediyesi’ndeki uygulamayı örnek almalarını isterseniz.

Ülkenin heba edilmiş, 40 Milyar dolarının hiç değilse bir kısmını kurtarır öyle helalleşiriz.

Bizler kolay olduğu için dolaşmıyoruz kapıları.

Bizler konforlu olduğu için karşı durmuyoruz iktidara.

Bizler de “iki ayyaş” dendiğinde soluğu daha müreffeh bir Avrupa ülkesinde almayı bilmez miydik?

Bizlerin de birer dini inancı var elbette!

Fakat o inancın hiçbir yerinde başaramayınca bırakıp kaçmak yazmıyor.

Tabii ki helalleşiriz ama en azından düşünsel olarak kendimizle denk olanlarla…

Saaaadece merakımdan soruyorum Sayın Genel Başkanım,

Daha 6 ay evvel Ayasofya’da yapılan, “Hafızlara İcazet” töreninde gözlerimizin içine baka baka Atatürk’e hakaret eden İmamı “emekli bir imamcağızdır” diyerek yargılattırmayan, sonrasında ise “Reis-ül Kurra” yani Hafızların Başkanı olarak terfi ettiren bir zihniyetle de helalleşecek miyiz?

Ya da kuvvetle muhtemel olan adaylığınız esnasında, size sırf “Alevi” olduğunuz için oy vermeyecek, milyonlarla helalleşmenin formülünü de anlatır mısınız bi zahmet!

Kusura bakmayın.

Sizin duygu ve düşüncelerinize sahip bir Cumhurbaşkanının olduğu, o ülke için yanıp tutuşuyorum aslında.

Aday olmanız halinde seçim öncesi ve sonrasında da olabilecek her şekilde sizi desteklemeye de hazır ve emirlerinize amadeyim.

E, hiçbir zaman kaçamayacağımızı ve can pahasına mücadeleyi sürdüreceğimizi de az yukarıda söylemiş oldum zaten.

Gönül isterdi ki helalleşmeyi umduklarınız en az sizin kadar istekli olaydı.

Ama emin olun ki daha iktidarı ele geçirdikleri ilk günden itibaren  bizden değil,  önemle bir daha söylüyorum bizden değil çünkü mesele biz olsak önemli değildi, Atatürk’ten intikam almayı kafaya koymuşlardı.

Biliyorum ki siz, ülkenin geçmişinde, devletin yanlış uygulamaları sonucu mağdur ve mazlum olan her ferdi kastettiniz ama nedense onlar alındılar üzerlerine!

Bu yüzden biz sadece seçimi kazanmaya odaklanalım e’mi sayın Genel Başkanım.

Tutamayacağımız vaatler vermeyelim şimdilik!

Hele bi seçim geçsin bakarız!

Pek tabii’dir ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin kooooskoca Genel Başkanı bu satırları okuyacak değil.

Benim lafım bana ve benim gibi kapı kapı dolaşacak olanlara.

Ve bu lafımı yabana atmayın sakın ola, o kapılarda kimseye bu bahsi açıp helalleşmeyin.

Koronaya da yenilmeyip sağ kalın, sakin kalın, sağlıcakla kalın.

Hele bi seçim geçsin bakarız.

Selam ve Saygı ile…

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.