Ajans Yalova
Köşe Yazıları Manşet

BİR ŞİŞE ŞARAP!!!

Öyle bir dünyada ve ülkede yaşıyoruz ki….

Dünyaya asıl geliş sebebimizi ve var oluşumuzun nedenini düşünmeye bile fırsat bulamıyoruz ne yazık ki…

Dinlerle pek aram olmamasına rağmen sufilerin dünyasına merakım vardır biraz…

Onlar der ki;

Peygamber Mirac’a çıktığında…

Sidret-ül Münteha’ya gelindiği zaman…

Cebrail, peygambere döndü ve dedi ki…

Bundan sonrasına ben gelemem, bundan sonra bir adım daha atarsam

YANARIM…

Yürü sultanım yol senin….

AŞK vadisinde mühür senin…

Yanmaya gelmişiz yani biz dünyaya…

Ham gelmişiz, yanıp, pişmeye gelmişiz…

Herkesin düşlediği gibi büyük insan olmak için değil yani…

Siyasi söylem olarak anlamayın lütfen…

Menderes’in asılmasına karşı çıktığı için…

tırnaklarının çekilmesine razı olan Türkeş’in inancına olan aşkı ne kadar kıymetli ise…

Dar ağacında “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlığı ve Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” diyerek son sözünü söyleyen Deniz’in aşkı o kadar kıymetlidir benim için…

Aslında AŞK üzerine iki kelam etmek değildi niyetim…

Hep siyaseti yazdım veya hep eşlerine eziyet edenlere karşı çıkmaya uğraştım, hayvan’a tecavüz ettiğini pişkinlikle kabul edene ve doğaya ihanet edenlerle doldurdum sayfalarımı…

Oysa…

Kızıyorum aslında beni bunları yazmaya mecbur bırakanlara…

Yani…

Saray’da zevksiz ve renksiz oturacağına, Rize’nin Karadeniz’e nazır kayalıklarında, kese kağıdına sarılı bir şişe şarap eşliğinde memleket şiirleri estirseydi biri…

Hiç yazmazdım belki siyaseti…

Tuttuğu takımın attığı gol kadar eşi ile sevişseydi öteki…
Hiç çıkmayacaktım meydanlara öldürülen kadının hakını aramak için…

Oğlunun pipisi ile öveneceğine bir diğeri. Eğittiği köpeğin marifetleri ile mutlu olması yetecekti beni susturmaya…

Orman yakıp, tatil köyü yapma peşine düşmese beriki…

Salda gölü kadar sakin ve Kaz dağları gibi huzurlu olurdum belki…

O zaman belki en büyük derdim…

Kendimi sevmenin, ülkeme haksızlık olup, olmayacağını sorgulamak olacaktı…

Hayat işte…

Belki…

Meyhaneci Muharrem abi son kadehi doldururken yapacaktı en büyük çıkışını “Bu son kapatıyoruz artık” diyerek”

“Evet Muharrem abi bu SON diyecektik, kadehi başımızın üstüne kaldırıp”…

Düşlediğimiz o ülke için kimsenin bir çıkış yapmasına ihtiyacımız olmayacaktı…

Ne kadar garip değil mi?

Hepimizin hayatı…

Bir kişi Karadeniz’in kayalık sahillerinden birinde kese kağıdına sarılı bir şişe şarap içmek yerine, Saray’da oturmakla mutlu olacağına inandığı için bu halde…

Oysa ben…
Memleketini sevmenin, o memleketin kayalık bir sahilinde kese kağıdına sarılı bir şişe şarap içmekle aynı şey olduğunu anlayan birinin yönettiği bir ülkede yaşamak isterdim…

Bunu bana fazla görenler, unutulacak kadar bile sevilmediler eminim…

Yara gibi sevdaları olmamıştır eminim…

Hep büyük adam olmak istemişlerdir, hiç çocuk olmamışlardır eminim…

Çünkü, memleketin kayalıklarla dolu bir sahilinde, her zaman var olan kese kağıdına sarılı şaraptan bir tek yudum dahi almamışlardır eminim…

“Herşey bir insanı sevmekle başlar” diyor ya şair…

Bu yazı ile buna da bir şerh düşmüş olayım…

“Herşey bir insanın unutulmayı kabullenecek kadar sevilmeyi kabul etmesi” ile başlamalı bence…

Siz siz olun emeğinizi ve sevginizi suya atıp, balık bilmezse, halik bilir inancı ile sevin…

Birilerinin pek matah bi şeymiş gibi dayatmaya çalıştığı için…
Yerli ve Milli olmaya çalışmayın…

Memleketin kayalıklarla dolu bir sahilinde, kese kağıdına sarılı bir şişe şarap için…

Ve unutmak, belki de unutulmayı göze alarak sevin…

AŞK budur…

Selam ve saygıyla…

İlgili Haberler

Bayram alışverişi telaşı!

Site Yöneticisi

‘Burada bir yolsuzluk var’

Site Yöneticisi

Patlıcan zam şampiyonu!

Site Yöneticisi

Yorum Yaz

Sitemizdeki deneyiminizi kişiselleştirmek ve geliştirmek ve reklamların size iletilmesini iyileştirmek için çerezler kullanırız. "Kabul Et" butonuna tıklayarak çerez kullanımımızı kabul edersiniz. KABUL ET DEVAMI

Gizlilik ve Çerez Politikası