Ajans Yalova
Yalova'ya dair herşey!

50

0 196

2018 yılının Ekim ayında başladığım yazarlık serüveninin 50.yazısını yazıyorum bugün…

50. sanat yılını kutlayan sanatkarların kendi eserlerinden bahsederken yaptıkları gibi, yazdığım yazılar için “Her biri adeta benim bir çocuğum” demeyeceğim elbet.

Hayata dair neyi önemli gördüysem, ne yaşayıp, ne düşlediysem onları anlatmaya çalıştım kendimce.

Ne yalan söyleyeyim bazı yazılarımı kendim bile beğenmedim. Niye yazdım ki bunu dedim.

Bazen haklı görüldüm, bazen tepki gördüm, tepki ile karşılanan yazılarımı ise daha bi ayrı sevdim iyi ki yazmışım dedim.

Geriye dönüp baktığımda din ve diyanet hariç her konuda bir şeyler yazdığımı görüyorum.

Elimin hamuru ile erkek işine karışmışım ama, şu kıt aklımla Allah’ın işine karışmamışım haddimi bilerek!

Ekseri siyaset yazmışım çünkü yaşadığım şu zulüm, kahır ve çile devrinden siyaseti sorumlu tutmuşum.

Ümidim kırılmamış yine de umudu diri tutmak için de epey uğraşmışım kendimle.

Korona salgınını fırsata çeviren Ticaret Bakanı hanımefendinin haftası dolmadan makamdan indirilmesi ile farkına varıyorum ki artık ümitvar olmak için kendimle cebelleşmeme de gerek yok.

Çünkü mızrak çuvala sığmıyor artık.

19 yıl boyunca kendinden olanların bütün günahlarını görmezden gelip, en adi suçluları bile yüzsüzce savunmaktan imtina etmeyen iktidar sahipleri, bu defa milletin ne düşüneceğini hesap bile etmeden, aldılar kelleyi.

Daha 128 Milyar Dolar’ın nereye uçtuğunun hesabını veremedikleri bir zamanda, 9 milyon liralık dezenfektan skandalı ile uğraşmaya üşendiler belli ki.

Miktar da üzerine kafa yorulacak bir miktar değildi nasıl olsa!

Mafya taktiğidir.

Uyuşturucu yüklenen bir kamyonet gözden çıkarılıp ihbar edilir, arkasından Tırlar dolusu kaçakçılık yapılır.

Eeee…
Bunların taktiği de o hesap. Ticaret Bakanını kurban ettiler ki yarın çıkıp ,”Bakın biz yolsuzluk yapanı yanımızda tutmayız” diyebilsinler.

Bizim anlayacağımız, daha birçok dünyalığı kurtarmak uğruna kıydılar caaanım Pekcan’a…

Tecrübesizliğinin kurbanı oldu sanki bu Bakancağız!!!

Ayakkabı kutusu, gemicik, 500 bin dolarlık kol saati, devlet garantili ihale kapkaçcılığı gibi yordamları henüz öğrenememiş demek ki!

Küçük küçük tırtıklayacağına, bir kerede deveyi hamudu ile götürseydi eğer hiç bir şeye kurban edilmez, sırtı bile sıvazlanırdı eminim.

Kendi büyüttükleri mafya Sedat Peker’i harcamakla başladılar ama kendi belediyelerinin “Yasal insan kaçakçılığı” işine el attıklarını ve bu sahtekarlığın ortaya çıkıp, Peker meselesini gölgede bırakacağını hesap edemediler.

Tıpkı

Pudra şekerine bağımlı, Akape Genel Merkezinde görevli bir büro personelinin, eninde sonunda patlayacağını hesap edemedikleri gibi!

Hesapları da tutmuyor artık!

Ve tutmayan bu hesapların bedelini, bir bakan, bir de “kanlarınızla banyo yapacağız” diyecek kadar vahşileştirdikleri bir psikopatı harcayarak ödediler.

Yolsuzlukları o kadar çok ve çeşitli ki ne yaparlarsa yapsınlar kapatamıyorlar.

Son çırpınışlarla, darbe korkutması ve milliyetçilikle gündemi değiştirmeye çalışıyorlar ama onunda boş mideye işlemediğini kendileri de görüyor.

Daha iktidardan düşmeden, beslemelerini kaybetmeye, bedel ödemeye ve milletin gözünden düşmeye başladılar…

Şu günlerde, bu kelimeyi çok kullanıyorum ama neyapim çok zevk alıyorum

GİDİYORLAR!

Hele ki tecrübesiz Ticaret Bakanı’nın yerine, Damat’ın adamını öyle bir telaşla getirdiler ki düştükleri şu durumdan kurtulmak için ne kadar çaresiz kaldıklarını iyice gözler önüne serdiler.

50 oldu dedim ya

Ekseri siyaset yazmıştım hani…

Bir iktidar için en kötü düşme biçimi yolsuzlukların, yoksul bıraktığı bir halkın oyları ile gitmektir.

Çünkü gittiklerinde ben artık onları yazmaya tenezzül etmeyecek olsam bile tarih, onları yolsuzlukları, yüzsüzlükleri ve kurdukları baskı rejimi ile yazacaktır.

50. yazımı…
Bugüne kadar yazılarımın çoğuna konu olan bir zulüm devrinin, kapanış emarelerini anlatmaya adadım.

Din ve Diyanet işine hiç girmedim dedim ama Allah’ın 99 isminden birinin ” Zül celal-i vel ikram” olduğunu da bilmez değilim…

Manası ise özetle, Yüce yaratıcının celaline yani şiddetine güzel bir sabır ile katlananların, sonrasında sonsuz ikramı ile nasipleneceğidir.

50 yazıda sıkça bahsettiğim o celal’e ,19 yıl süresince arada bir isyan noktasına gelsem bile sabırla katlandım.

Sıranın artık “İkram’da” olduğuna dair bir his var kalbimde.

Bu ikramı anlatacağım 50 yazı daha yazmak inancı…

Ve hasseten…

Selam ve Saygı ile…

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.