Yalova’dan Çernobil ve Kanser İlişkisine Açıklama

Site Yöneticisi
1195 Görüntüleme
3 Min Read

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na bağlı Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde uzun yıllar uzman/araştırmacı olarak görev yapan Radyobiyolog Dr. Deniz Öner, Çernobil Nükleer Santrali kazasının Türkiye’ye etkilerini Yalova Gazetesi’ne değerlendirdi.

Çernobil Kazası ve Türkiye’ye Yansımaları

Sovyetler Birliği’ne bağlı Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Pripyat şehri yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nin 4 numaralı reaktöründe, 26 Nisan 1986’da meydana gelen kaza, insanlık tarihinin en büyük nükleer felaketlerinden biri olarak kabul ediliyor.

HBO’nun 2019’da yayınladığı “Çernobil” dizisiyle yeniden gündeme gelen olay, yaşandığı dönemde Türkiye’de de büyük yankı uyandırmıştı. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde kanser vakalarının arttığı yönünde kamuoyunda çeşitli iddialar dolaşsa da, Dr. Öner bu konudaki yanlış algıları Yalova Gazetesi’ne aktardı.

Uzun Yıllar Çernobil Çalışmalarına Tanıklık Etti

İstanbul Üniversitesi’nde Radyobiyoloji ve Deneysel Onkoloji alanında yüksek lisans yaptıktan sonra 1984–1987 yılları arasında araştırma görevlisi olarak görev yapan Dr. Öner, daha sonra Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na bağlı Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde uzun yıllar uzman/araştırmacı olarak çalıştı.

Radyasyon kazalarından sonra insan kanındaki kromozom hatalarının incelendiği “Biyolojik Dozimetri” laboratuvarının kurucularından biri olan Dr. Öner, Karadeniz Bölgesi’nde Çernobil’in etkilerini değerlendiren projelerde Sağlık Bakanlığı ve TAEK adına koordinatörlük yaptı.

2020’den itibaren Yalova’nın Çınarcık ilçesinde yaşayan Dr. Öner, Birlikte Kanserle Mücadele Derneği (BİKAMDER)Başkan Yardımcılığı görevini de aktif olarak sürdürüyor.

“Karadeniz’de Kanser Patladı” Söylemi Bilimsel Değil

Dr. Öner, Çernobil kazasının Türkiye’de kanser vakalarını belirgin şekilde artırdığı yönündeki algıları reddediyor. “Kamuoyunda sıkça dile getirilen ‘Karadeniz’de kanser patladı’ söylemi bilimsel bir tanım değil. Türkiye’de kanser vakalarındaki artış, dünya genelindeki genel yükselişle paralel” dedi.

Dr. Öner, 1990’lı yıllardan itibaren görülen artışın başlıca nedenlerini ise şu şekilde özetledi: tanı yöntemlerinin gelişmesi, kayıt sistemlerinin iyileşmesi, ortalama yaşam süresinin uzaması ve sigara ile çevresel faktörler.

Belarus ve Ukrayna’da özellikle çocukluk çağı tiroid kanserlerinde ciddi artış yaşandığını belirten Dr. Öner, Türkiye’de yapılan epidemiyolojik çalışmaların Çernobil’e bağlı kitlesel bir kanser artışı göstermediğini vurguladı.

Çernobil’in Türkiye’ye Etkisi Ölçülebilir Düzeyde

Çernobil’den kaynaklanan radyoaktif bulutun Türkiye’ye ulaştığını belirten Dr. Öner, şu bilgileri paylaştı:

  • Türkiye’de özellikle Karadeniz Bölgesi’ne radyoaktif madde ulaştı.

  • O dönemde çay, fındık, kekik, mantar, süt ve yağmur suları gibi ürünler titizlikle analiz edildi.

  • Bazı tarım ürünleri imha edildi veya depolandı.

Dr. Öner, “Karadeniz halkının aldığı ek radyasyon dozu yaklaşık 0.5–0.6 mSv civarındadır. Bu, doğal yıllık radyasyon seviyesinin altında veya yakın seviyededir. Düşük doz akciğer BT bile, 50 yıllık Çernobil ek dozunun yaklaşık 2–3 katıdır” diyerek durumu örnekledi.

Güven ve Algı Farkı

Dr. Öner, halk arasında yanlış algıların oluşmasının nedenini şöyle açıkladı:

  • Risk iletişiminin yeterince şeffaf yürütülmemesi,

  • Resmî açıklamalarla sahadaki uygulamalar arasındaki fark,

  • Medyanın felaket söylemini ön plana çıkarması,

  • Radyasyonun görünmez ve ölçülmesi zor bir risk olması.

Sonuç olarak Dr. Öner, bilimsel veriler ışığında, Türkiye’de özellikle Karadeniz’deki kanser vakalarının Çernobil ile doğrudan ve güçlü biçimde ilişkilendirilemeyeceğini vurguladı.

“Bu tür konularda duygusal söylemler yerine uzun dönemli, karşılaştırmalı ve veriye dayalı değerlendirmeler esas alınmalı” diyerek sözlerini tamamladı.

ETİKETLENENLER:
Bu yazıyı paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir