HABER PORTALI
Yalova'ya dair herşey!

Seçimler: Kazanmak ya da Kaybetmek

24 Haziran 2018’de yapılan; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 27. döneminin 600 yeni üyesinin ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının belirlendiği seçimlerin ardından; iki aya yakın bir süre geçti.

Seçim çalkantıları devam ederken, gündem yerini ülkenin ekonomik zorluğuna ve Türk Lirası’nın döviz karşısında fazla hızlı ve dalgalı bir şekilde değer kaybetmesi oldu. Tabi dövizin ülkemizde en popüleri ve en yaygını olan; devlet gelirlerinin çoğunun ve ticaretin bağlı olduğu Amerikan Doları; bu sürecin en popüleri oldu…

Sonraki yazılarımda geldiğimiz bu noktayı, geçmiş ve gelecek önlemleri ile değerlendireceğim. Dalgalı kur, sabit kur ve döviz artışı / azalışı konularına ve de bayram sonrası nasıl normalleşme sürecine gireceğimize de geniş yer ayıracağım. Lakin bugün; siyaset, kavram ve kazanmak / kaybetmek üzerine yazıyorum…

Bildiğimiz üzere siyaset; en basit hali ile toplumda çatışma halinde olan düşüncelerin uzlaştırılması faaliyetidir. Bu uzlaştırma faaliyeti ise yönetim erkinin elinde bulunur. Siyaset tarihine bakıldığında insanın ortaya çıkışı ile birlikte; yönetim sanatı da sahnede yerini almış ve binlerce yıl yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi ile yönetsel gücün elde tutulması davranışlarına yön vermiştir.

Tüm medeni toplumlarda Antik Çağ’dan beri toplum yönetimi üzerine çalışma yapan düşünürler hep kendi çağlarının bir ütopyasının mücadelesini vermişlerdir.

Günümüzde siyaset; seçimler aracılığı ile devredilen iktidar ile siyasi partiler aracılığı ile yapılmakta, siyasi partileri de ideolojileri ayırmakta… Peki nedir bu ideoloji?

“İdeoloji; siyasal ya da toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir toplumsal sınıfın davranışlarına yön veren politik, hukuksal, bilimsel, felsefi, dinsel, moral, estetik düşünceler bütünü…”

Kavramlardan çıkarak konuşursak; olmasını gerekeni şu şekilde özetleyebiliriz;

Ülke yönetmeye talip olan insanların ve ideolojilerine göre bir araya geldikleri partilerin amaçlarının aslında tek ve aynı olması beklenir. Ülke refahı, birey refahı, barış içinde özgür bir ülke. Bu amaca giderken izleyecekleri yollar ise; ideolojileri gereği farklılıklar gösterebilir. Bu da herkesin bilgi, birikim, tecrübe ve vizyonu ile ilgilidir. (Elbette bir de niyet ve ego)

Bu bağlamda düşünebiliriz ki; madem amaç tek ve niyet iyi; o zaman sağ parti, sol parti, merkez parti gibi kavramların birbirlerine karşı ya da düşman olması son derece anlamsız kalmakta ve gerçekten niyet düzgün bir siyaset ve iyi ise gerektiğinde birlikte gayet doğal ve rahat bir şekilde ilerleyebilmelidirler. Eksik kaldıkları noktalarda birbirlerine sormaktan ve destek almaktan çekinmemelidirler.

Gelelim seçimlere…

Günümüz çağdaş dünyasında egemenlik; siyasi iktidar ile halk arasında meşru bir ilişki ile gönüllülüğe dayanarak işler ve de seçimlerle devrolan bir yapıdadır. İktidar da bütün ülke ve halkın tamamını kapsar ve tamamına sorumludur. Medeniyet öncesinde olduğu gibi; belirli bir zümre için iktidarlık kavramı tarih olmuştur.

Bu durumda; yerel ve genel seçimlerde her birey; kendi mantığına en yakın olan siyasi parti ve adayları seçerek; yönetimin oluşmasını sağlamakta ve demokrasi gereği çoğunluk oylarını alan parti ve üyeler; halkı temsil etme hakkı kazanmaktadır. Kazananlar da; sadece oy verenlerin değil, oy veren, vermeyen, herhangi bir seçim yapmayan yani herkesin vekaleti ile şehirleri ve ülkeyi yönetir.

Bu durumda seçim, seçme, seçilme, yönetme… son derece rasyonel ve olması gerektiği için olan bir işlemdir.

Bu basit işlemi, bir sorun haline getiren nedir öyle ise?

Öncelikle sorundan ne kast ediyorum onu açalım…

Sorun: İnsanların kendileri gibi düşünmeyen insanlara ve gruplara karşı tahammül etmemesi. Kendi düşünceleri haricindeki düşüncelerin doğru olabileceğini kabul etmemesi. Diğer düşünceleri kötü, hain, yanlış görerek onlarla kavgalı hatta düşman olması. Diğer düşüncedeki kişilere hakaret etmesi. Yönetim, iktidar ve egemenliğin sadece mevcut kazananlara oy verenleri kapsadığını düşünmesi. Siyasi partiye oy vermeyi, bir futbol takımı fanatizmi ve sempatisi ile ayırt edememeleri. Birbirlerini dinlememeleri. Birlikte hareket edememeleri. Kazanan iktidar parti ve fertlerinin büyük bir ego ile kendilerini milletin vekili değil, onlardan üstün kişiler olarak görmesi. Hizmet önceliklerini kendilerine sempati duyan ve oy veren kişilerden yana tutmaları. Oy veren ve vermeyen diye ayrım yaparak adaletli olmamaları. Oyların çoğunu alanların ve oy verenlerin kazandık demesi ve diğer azınlık oyları alanların ve verenlerin kaybettik sanrısı. Bunlar ve benzeri birçok şey daha…

Tüm bu sorunların cevabı önce toplumu, sonra bireyleri inceleyerek yapılacak sosyolojik ve devamına psikolojik bir tez çalışması olacaktır muhakkak ancak; basitçe ve kaynağına inerek bakarsak sorunun temeline;

“Ahlak, eğitim, adalet, ego” gözümüze çarpar. Bu zaafları görenlerin de; oy almak uğruna toplumda bu konular üzerine giden algı çalışmaları yapmaları; bu dört ana unsurun düzelmesi yerine git gide derinleşen birer sorun haline gelmesine sebep olmaktadır ve muhtemelen kimse bu derin izlerin belki de yüzyıllarca iyileşemeyecek yaralara dönüştüğünün farkında değil…

Bu temel sorunlar ışığında karşımıza çıkan kazanmak ve kaybetmek kavramlarına bakalım… Çözülür ya da değişir mi? Yakın zamanda tahmin etmiyorum ama gelecekte olmak zorunda olduğunu biliyorum.

Somut örneklerle Yalova üzerinden değerlendirelim bu durumu;

Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman ve seçime girdiği partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Yerel seçimlerde oy kullanan Yalova halkı sırasıyla; CHP’ye, Ak Partiye, MHP’ye, HDP’ye,  Saadet Partisine ve diğer partilere oy verdiler… Sonuçta oyların fazlasını alan CHP ve adayı Vefa Salman Belediye’yi yönetmeye hak kazandı ve Vefa Salman Belediye Başkanı oldu. Bu durumda; en yakın iki aday üzerinden gidersek; Vefa Salman kazandı, Yakup Koçal kaybetti ve CHP’ye oy veren halk kazandı, Ak Parti’ye oy veren halk kaybetti demek yanlıştır. Çünkü eğer bu doğru olsa idi; Yakup Koçal ve Ak Parti ve tabi ki oy veren halk; belediye hizmetlerinden faydalanamaz, tüm hizmetler; Vefa Salman ve ona oy verenlere yapılırdı.

Seçim bir yarışma değildir. Yarışmalarda kazanan bütün ödülü alır. Seçimlerde ise kazanan ve kaybeden yoktur, oyların çoğunu alan tüm halka, halkın %100’üne hizmet eder.

Kazanma / Kaybetme algısı; maalesef ki iktidar olmayı ve yönetmeyi kendi çıkarları uğruna kullanan bazı politikacılar ve politikadan rant sağlayan kişilerce kafamıza kazınmış bir olgudur. Bu sayede halkı hırslandırabilir ve sempati duyduğu parti yanlışlar da yapsa gözünü kapatıp, vefalı ve fanatik bir taraftar edası ile partisini destekler ve oy mührünü o parti logosuna vurur.

Son derece rasyonel ve hayatın akışı içerisinde sıradan, tamamen olmak zorunda olduğu için olan seçimleri, bir davaya, bir inanca, bir savaşa ve hayatları uğruna harcayacak, feda edecek bir amaca dönüştürmemek gereklidir. Seçim hayatın içindeki, ülke ve halkın ulaşması gereken amaçlara giden küçük bir araçtır, bunu unutmamak gereklidir.

Bugün; yani 14 Ağustos 2018, buradaki ilk yazım, o yüzden konuyu biraz genel tuttum ve sözü daha fazla uzatmayacağım. İlerleyen günlerde; eğitimim de gereği sizlere Ekonomi, Eğitim, Hayatımıza dair tüm olaylara (İş Dünyası, Siyaset, İnsan İlişkileri) sosyolojik ve algı yönetimi bakış açıları ile alternatif bakışlar sunacağım.

Hepinize; gündemde boğulmadan, iyi, sevgi ve özellikle saygı dolu günler diliyorum…

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.